Çeviri yaparken, kaynak metni hedef dilde en iyi şekliyle söylemeye çalışmak esastır. Tabii bunu yaparken kaynak metin anlamından bir şey yitirmemelidir; yani çeviri hem güzel hem de sadık olmalıdır. Bunlar hep söylediıimiz şeyler zaten. Peki, nasıl yapacaıız bunu?
Çevirmenlik eıitimi alırken hocalarımdan birinin sıkça kullandııı bir soruydu “Bunu Türkçe nasıl söyleriz?” sorusu. Görünüşte çok basit bir soru; ama bir o kadar da yararlı. Ana dilimize çeviri yaparken bu soruyu daima aklımızın bir köşesinde bulundurmalıyız.
“There was a far away look in her eyes,” cümlesini ele alalım. Cümleyle ilk karşılaşmamızda bunu “Gözlerinde uzak bir ifade belirdi,” şeklinde çevirebiliriz. Tabii bu ilk karşılaşmamızda acelemiz vardır, ayrıca henüz aklımıza daha iyi bir şey gelmemiştir. Daha sonra, çeviriyi kontrol ederken cümleyle tekrar karşılaşırız: "Gözlerinde uzak bir ifade belirdi." Ne denli şiirsel, ne kadar edebi! Ama insanın gözlerinde uzak bir ifade nasıl belirir ki? Türkçe’de böyle bir ifade kullanıyor muyuz? Bu cümlenin üstünde kesinlikle çalışmamız gerek! Tekrar kaynak metne, baılama bakarız. “Gözlerinde uzak bir ifade beliren” kişi, aslında geçmişinde bir olayı hatırlamış, bunu düşünmektedir. Yine de iyi bir şey bulamayız ve cümlenin yanına soru işaretlerimizi koyup geçeriz. Aradan biraz daha zaman geçer; çevirimiz demlenir, biz baılamı özümseriz. Bu sorunu düşünmeye ara verdiıimiz için bu kez başta gözümüze çarpmayan veya aklımıza gelmeyen şeyleri bir anda bulabiliriz. Demek söz konusu kişi geçmişinde yaşadııı bir olayı hatırlayıp bu olayı düşünmüş ve “gözlerinde uzak bir ifade belirmiş…” Bunu Türkçe nasıl söyleriz? "Gözleri uzaklara daldı.” ?şte bu kadar!
Çeviriyi demlenmeye bırakmak, “Bunu Türkçe nasıl söylerim?” sorusu kadar yararlı bir yöntemdir. Genel olarak çevirmenler çayı sever; hem de demli çayı. Ama çayı demli sevmiyorsanız bile, çevirinin demli olmasına dikkat edin derim; yoksa bire bir çevirdiıiniz bir cümlenin hiçbir şey ifade etmemesi durumunda, redaktörünüz size bu cümlede ne demek istediıinizi sorarsa, "gözlerinizde uzak bir ifade belirebilir."
“Türkiye demokratik bir ülkedir, insanlar ifadelerini açıklamakta özgürdür.”
Bu madde aslında tamamen bir aldatmaca. Böyle bir maddenin gerçek amacı şu: Düşünceni söyle biz de seni tutuklayalım. Aman sakın bu maddeye aldanıp da beyninizden geçenleri dışa vurmayın, hele ki kitap yazmak mı bu düşünceyi aklınızdan bile geçirmeyin.
Elif Şafak’ın Baba ve Piç adlı romanından dolayı yaşadıkları bu durum için güzel ama acı bir örnek. Elif Şafak romanındaki tamamen hayal ürünü karakterler yüzünden Türklüğü aşağılamak suçuyla yargılandı. Türkler hakkında kötü düşünen hayal ürünü Ermeniler’in kurduğu cümleler tek tek seçilip aksini düşünenlerin kurduğu cümleler göz ardı edilerek yazar hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Bu olay tamamen provokasyon amaçlıdır.
Herkesin işine geleni görüp duyduğu bir ülkede çevirmen olmak da zor. Burası 301. maddeye göre bir çevirmenin “işleme eser sahibi” olarak sırf yazarın söylediklerini çevirdi diye yargılanma ihtimalinin olduğu bir ülke. Daha açık olmak gerekirse, bir gün Usame Bin Ladin TV’den Ankara’ya bombalı saldırı düzenleyeceğiz diye yandaşlarına çağrıda bulunursa, bir çevirmen olarak bu daveti asla çevirmezdim.
Çevirmenin görevi karşı taraf ne söylediyse onu aynen çevirmektir. Bunun anlaşılmayacak hiçbir yanı yok. Bunu yapmazsak Usame Bin Ladin Ankara’yı bombaladıktan sonra haberimiz olur.
Her şeye rağmen çevirmenler günümüz kutlu olsun.
Poetic license is a term most people are familar with. We use it to refer to the freedom given to poets and other literary artists to explain how the rules of language should not inhibit their creativity. The fact that it has become so firmly rooted in our language and culture is proof of the concept's validity and that fact that so many people are involved in the literary arts has facilitated the dissemination of this important idea. However, translation is a much narrower field and therefore fewer people are familiar with the difficulties faced by professionals engaged in translation. Translation is actually necessary so that not everyone has to spend the time and energy necessary to acquire one or more foreign languages or to have native-speaker proficiency in them. The natural outcome of this is that not everyone is aware of the demanding nature of translation. If they were, by now we would have had something called "translatorial license" because in order for a translator to do his/her job correctly he must be given a certain amount of freedom.
Frustration with editors and proofreaders has sparked a number of posts on our blog of late and the source of this frustration is the lack of freedom given to translators as they attempt to render a text from one language into idiomatically correct, effective communication in another. Translators are sort of like Rodney Dangerfield in many respects, i.e. they get none :-)
In the end, however, it is our job as translators to educate customers and work constructively with editors to help them understand the complex nature of our profession. Still, if a customer is not aware of the complex nature of language this will be a difficult task.
Hepimize kolay gelsin!
Bir çevirmenin tek başına çalışması fikri kabul edilemez; doğru ve güzel bir çevirinin ortaya çıkması için çevirmenin göremediklerini görecek birine ihtiyaç vardır her zaman. Bu nedenle redaktörler, tıpkı sözlükler gibi çevirmenin vazgeçilmezleridir bir bakıma. Ama redaktörler de kendi içlerinde ikiye ayrılırlar: Yaptıklarıyla çevirmeni kendilerine hayran bırakıp "ben niye düşünemedim bunu?" diye hayıflandıranlar, bir de leyleğin kanatlarıyla ayaklarını budayan Nasrettin Hoca misali, çevirmenin tercihlerini dikkate almadan çeviriyi kesip biçenler, kuşa benzetenler; yani çevirisinin son haline baktığında çevirmene küçük çaplı bir şok yaşatanlar...
A Kingdom of Dreams (Düşler Krallığı) her ne kadar popüler kültürün takipçilerine hitap eden bir romansa da, edebiyat çevirisini bir meslek olarak düşünen çevirmeninin ilk göz ağrısıydı. Çevirmenin acemiliği dolayısıyla tökezlediği yerler olacaktı elbette ve bu nedenle çevirmen korkusundan kitabı okuyamayacaktı (Çevirdiğiniz metni uzun bir aradan sonra tekrar okuduğunuzda redaktörün gözüyle görebiliyorsunuz).
Bütün bunları bekliyordum da, güzel bir Türkçe karşılık bulmak için çabaladığım, dışarıdan yardım istediğim ve yerine göre "sülale", yerine göre "Merrick Ailesi", "Merrickliler" olarak çevirdiğim "clan" kelimesinin kitabın baskısında karşıma "klan" olarak çıkmasını beklemiyordum. "Klan" kelimesi bizim dilimizde ilkel kabileleri, hatta Ku Klux Klan'ı çağrıştırıyor. Bu romanda ise gerçekten feodal düzende yaşayan, aynı soydan gelen insanlardan oluşan bir topluluktan bahsediliyordu "Clan Merrick" ifadesi ile.
Bizdeki aşiret kavramı gibi. "Aşiret" kelimesi tamamıyla kültürümüze özgü, bizimle ilgili çağrışımlar yaptığından onu kullanamazdım. Sonunda "klan" kelimesini kullanmayarak fakat anlamı vererek bu işin içinden çıkmıştım ya... olmamış. Yüzünü bile görmediğim redaktörüm "klan" kelimesini daha münasip bulmuş; çevirimdeki "fazlalıkları" budamış ve tebessümle metne bakıp: "Şimdi kuşa benzedin işte!" demiş.
İnsanların içinde yaşadığı farklı kültür ve sosyal çevreler giyim tarzlarından tutun da dinledikleri müziğe, sanatlarına, kullandıkları sözcüklere, vb.'ye yansır. İşte bir toplumun tekdüze olmamasının en iyi nedeni: aynı olmamak.
Çeviri için de aynı durum geçerlidir. Çevirmenler bir cümleyi çok farklı şekillerde çevirebilir. Bu durumda, çeviriyi kontrol eden redaktöre (proofreader) önemli görevler düşmektedir. Redaktör her şeyden önce çeviri değil proofreading yaptığının bilincinde olmalı ve aşağıda belirtilenleri dikkate almalıdır:
Özellikle proofreaderın müşteri kazanmak (kandırmak) için başvurduğu hileler çevirmene yapılmış büyük bir haksızlıktır. Örneğin, yabancı tercüme bürolarıyla çalışan bazı redaktörler buralardaki kişilerin Türkçe bilmemesinden istifade ederek çevirmenin kullandığı kelimeleri eş anlamlılarıyla veya sözcüklerin cümledeki yerlerini değiştirerek "yanlış" çeviri olarak müşteriye sunmakta ya da kaynak metindeki anlamı özgün bir şekilde veren çevirmenin yaratıcılığına saldırarak orijinal metne sadık kalıp anlamsız cümleler kurmaktadır.
Kaynak Metin
TL4000 is a powerful tape library that helps organisations automate their backup processes to reduce the need for manual intervention and the risk of human error.
Çevirmen
TL4000, şirketlerin MANUEL müdahale ihtiyacını ve insan kaynaklı hata riskini düşürmek için yedekleme işlemlerini otomatikleştirmelerine yardımcı olan güçlü bir teyp kütüphanesidir.
Redaktör
TL4000, şirketlerin MANÜEL müdahale ihtiyacını ve insan kaynaklı hata riskini düşürmek için yedekleme işlemlerini otomatikleştirmelerine yardımcı olan güçlü bir teyp kütüphanesidir.
Kaynak Metin
Dell Inspiron 1100 Notebook Details and Product Views
Dell Inspiron 1100 Dizüstü Bilgisayar DETAYLARI ve Ürün Görüntüleri
Dell Inspiron 1100 Dizüstü Bilgisayar AYRINTILARI ve Ürün Görüntüleri
Ne kadar "akıllıca" bir davranış! Bu "akıllıca" davranış karşısında şaşkına dönen müşteri çeviriyi çevirmene geri gönderir. Çevirmenin redaktörden dönen çevirisindeki "hataları" görünce nasıl bir şok geçirdiğini tahmin etmek zor olmasa gerek.
Bu noktada ortaya birçok sorun çıkmaktadır. Öncelikle kime inanacağını şaşıran müşterinin üç seçeneği vardır; çeviriyi ikinci bir redaktöre göndermek ki; bu vakit ve nakit kaybı demektir, başka bir çevirmenle çalışmak ya da aynı çevirmenle çalışmaya devam etmek. Bu durumu belirleme de ikinci redaktörün büyük payı olacaktır. Mağdur olan çevirmen belki de bir müşteri kaybederken, redaktör ise müşteri çalmanın tadını çıkaracaktır.
Bu tür sonuçlara engel olmak için bazı çeviri büroları redaktörlere talimatlar (gramer hatası, noktalama işaretleri, format ve anlam hatası) göndererek çeviride neleri kontrol edeceği konusunda redaktörü yönlendirmektedir.
Birlikte çalıştığımız Transware şirketi LISA (Localization Industry Standards Association) OA Modelini kullanmaktadır. Tamamen objektif bir yöntem olan LISA QA ile hatalar kelime sayısına göre (gramer, noktalama, imla, anlam, tutarlılık, resmiyet gibi) puanlandırılarak kritik, büyük ve küçük şeklinde sınıflandırılmaktadır:
Kritik
LORD OF THE RINGS
YZÜKLERİN EFENDİSİ
Şeklinde kitap kapağı düşünün. Hata, direkt olarak göze çarptığı için kritik kategorisindeki yerini alıyor. Ayrıca büyük kategorisinde sürekli olarak tekrarlanan hatalar bu kategoriye dahil edilir.
Büyük
ALL IMPLIED WARRANTIES INCLUDING BUT NOT LIMITED TO IMPLIED WARRANTIES OF FITNESS AND MERCHANTABILITY ARE LIMITED IN DURATION TO ONE YEAR FROM DATE OF ORIGINAL PURCHASE.
Çevirmen
SÖZÜ EDİLEN SAĞLIK VE ORTALAMA KALİTE GARANTİLERİNİ İÇEREN ANCAK SINIRLI OLMAYAN TÜM BAHSEDİLEN GARANTİLER İLK ALINDIĞI TARİHTEN İTİBAREN BİR YILLIK KULLANIM SÜRESİ İLE SINIRLIDIR.
Redaktör
BELİRLİ BİR AMACA UYGUNLUK VE SATILABİLİRLİK GARANTİLERİ DAHİL, VE FAKAT BUNLARLA SINIRLI KALMAKSIZIN, TÜM ZIMNİ GARANTİLER ÜRÜNÜN SATIN ALINDIĞI TARİHTEN İTİBAREN BİR YILLIK KULLANIM SÜRESİ İLE SINIRLIDIR.
LISA QA bu hatayı büyük kategorisinde sınıflandırmaktadır çünkü tamamen kaynak metin yanlış anlaşılmış. Bu garanti belgesi ilk şekliyle basılsaydı ileride ciddi sorunlara neden olabilirdi. Ayrıca küçük kategorisindeki hatalar sürekli tekrarlandığında bu kategoriye dahil edilir.
Küçük
I met a few of my friends at the party.
Partide bir kaç arkadaşımla karşılaştım.
Bitişik yazılması gereken “birkaç” kelimesi başka yerlerde yanlış haliyle tekrarlanmadığı sürece LISA QA’in küçük kategorisinde sınıflandırılır.
Bu yöntem ile çevirmen haksız eleştirilerle karşılaşmak yerine hatalarını objektif bir şekilde görerek kendini geliştirme fırsatını bulabilmektedir. Ancak çevirmenler önceki LISA QA sonuçlarını dikkate almayıp aynı hataları tekrarlamaya devam ederse hatalarının büyük kategorisine dahil edileceğini unutmamalıdır.
:: Next Page >>
| Mon | Tue | Wed | Thu | Fri | Sat | Sun |
|---|---|---|---|---|---|---|
| << < | ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 |
| 27 | 28 | 29 | 30 | |||